GLOKOM NEDİR?  ÖNEMİ NEDİR? TOPLUMDA NE ORANDA GÖRÜLÜR?

Glokom önlenebilir ve tedavi edilebilir körlüğün bir numaralı nedenidir. Glokom görme sinirini tahrip eden yaygın ancak sinsi ve belirtisizi bir hastalıktır. Glokom hastalığında göz içi sıvısının oluşturduğu basınç (göz tansiyonu) kişinin görme sinirini tahrip ederek kalıcı görme kaybı yapmaktadır. Halen dünyada 70 milyon insan glokom hastasıdır ve 2020 yılında dünyada 11 milyondan fazla insanın glokom nedeniyle kör olacağı tahmin edilmektedir. “Gözün sinsi hırsızı” diye de tanımlanan glokom hastalığı bu derece yaygın olmasına rağmen hastaların neredeyse yarısı hasta olduğunu bilmektedir. Türkiye’de glokom görülme oranı tahminen %2-2.5 olup hastaların sadece dörtte birinin tanı almış olduğu tahmin edilmektedir. Bunun sebebi zannedilenin aksine hiçbir öncü belirtisinin olmaması ve ileri evrelere varmadıkça hastanın hissedebileceği belirtilerin bulunmamasıdır. Bu nedenle geç tanı alan ve görmesini kaybeden hastaların sayısı azımsanmayacak düzeydedir. İhmal olmuş ve tedavi görmemiş gözlerde glokom kalıcı görme kaybı (körlük) ile sonuçlanır.

 

 

 

GLOKOM İÇİN KİMLER RİSK ALTINDADIR?  KİMLERDE GÖRÜLÜR?

Glokom bebeklerden yaşlılara kadar her yaşta kişiyi etkileyebilirse de en büyük risk altında olanlar 40 yaşın üzerinde olanlar ve ailede glokom hastalığı hikayesi bulunan bireylerdir. Kırk yaş üzerinde görülme oranı yaklaşık %2’dir. Yaş ilerledikçe glokoma yakalanma ihtimali de artmaktadır. Birinci derecede akrabalarında glokom hastalığı bulunanlarda glokom riski yaklaşık 4-6 kat artmaktadır. Glokom için en önemli ve en sık risk faktörü göz tansiyonu yüksekliğidir. Önceden gözüne darbe almış kişiler, gözlük numarası yüksek olanlar (yüksek miyop ve hipermetroplar) veya uzun süreli kortizonlu ilaçlar kullanmış kişilerde de glokom riski artmaktadır. Bunun dışında gözde iltihap (üveit) ve ihmal edilmiş şişkin katarakt varlığında da göz tansiyonu çok yüksek değerlere çıkabilir. Şeker hastalığı tek başına bir neden olmamakla birlikte şeker hastalarında glokom normalden daha sık görülmektedir. Vücut tansiyonu yüksekliği (hipertansiyon) ile göz tansiyonu arasında birebir doğrudan bir ilişki bulunmamaktadır; ancak çok yüksek ve çok düşük vücut tansiyonu bulunması göz tansiyonu hastalarında olumsuz etkiler yapar. Bunun dışında otoimmun hastalıklar, tiroid bezi hastalıkları ve damar hastalıkları (vaskülitler) glokom oluşumuna katkıda bulunabilir.

 

 

GÖZ TANSİYONUNUN NORMAL DEĞERİ NEDİR? HER GÖZ TANSİYONU YÜKSELİĞİ GLOKOM ANLAMINA GELİR Mİ?

Normal göz içi basıncı bireyler arasında farklılık gösterebilir. Genellikle 9 mmHg alt sınır, 22 mmHg üst sınır kabul edilir. Ancak bazı bireylerde bu sınırlar içinde bile görme sinirinde hasar olabilir. Çünkü glokomun oluşumunda etkili olan tek faktör göz içi basınç düzeyi olmayabilir.  Diğer yandan her göz tansiyonu yüksekliği de glokom hastalığı olduğu anlamına da gelmez. Göz tansiyonu yüksekliği glokom hastalığı riskini artırsa da bazı bireylerde görme siniri hasarı ve hastalık yaratmayabilir (oküler hipertansiyon tablosu).

GLOKOMUN TİPLERİ NELERDİR?

Kısaca konjenital (doğumda var olan), primer (başka bir göz hastalığına bağlı olmaksızın gelişen glokom) ve sekonder (başka bir göz hastalığının yarattığı glokom) olarak sınıflanabilir. En sık görülen şekli primer açık açılı glokom veya kronik basit glokomdur.

Sekonder glokomların en çok rastlananları genç yaşlarda görülebilen pigment saçılması glokomu (pigmenter glokom), şeker hastalığı veya retina damar tıkanıklığına bağlı oluşan neovasküler (yeni damar oluşumu) glokom ve ülkemizde sık görülen eksfoliasyon glokomudur.

GLOKOMUN BELİRTİLERİ NELERDİR? BİR İNSAN GLOKOMA YAKALANDIĞINI NASIL ANLAR?

Glokomların büyük kısmı basit kronik formdadır ve zannedilenin aksine gözde ağrı ile ortaya çıkmaz. Basınç artışına göz sıvısının dışa akımında azalmanın yol açtığı kabul edilir. Basınç artışı genelde nispeten yavaş olduğu için hasta bu artış genelde uyum gösterir ve durumdan haberdar olmaz. Özellikle kızarma-sulanma-kaşınma-göz seğirmesi gibi belirtilerle glokom arasında bir ilişki yoktur.  “Gözün sinsi hırsızı” diye tanımlanan glokom başlangıçta hiçbir belirti vermez, kişi ancak hastalık ilerleyip görme alanı kayıpları oluştuktan sonra görmesinin azaldığını farkeder. Son evrelere doğru hastaların çevresel görmesi daralır ve adeta bir borunun içinden bakıyor gibi (tüp görme) olur.

Daha az görülen akut açı kapanması glokomu ise dar açılı hastalarda göz içi sıvısının dışarı akışında ani bir duraklama nedeniyle göz içi basıncının hızla çok yüksek değerlere çıkmasıdır. Bu durum göz tansiyonu krizi olarak da adlandırılır.  Bu esnada kişide şiddetli baş ve göz ağrısı, görmede azalma, ışıklar etrafında renkli haleler görme, bulantı, hatta kusma olabilir. Eğer hızlı olarak tedavi edilmezse kalıcı olarak görme kaybı, hatta körlükle sonuçlanabilir.

Doğuştan göz tansiyonu veya bebeklikte ortaya çıkan göz tansiyonunda ise gözün ön kısmında bulanıklaşma, gözde büyüme, ışığa bakamama, aşırı göz yaşarması gibi belirti ve bulgular vardır. Doğuştan göz tansiyonunun sebebi göz içi sıvısını taşıyacak kanalların yeterince gelişmemiş olmasıdır.

 

GLOKOM NASIL TEŞHİS EDİLİR? TANI YÖNTEMLERİ NELERDİR?

Glokom tanısı ancak detaylı bir göz muayenesi ile konulabilir. Glokom tanısı konulması için sadece göz tansiyonunun ölçülmesi yeterli değildir. Göz tansiyonu ölçümü yanı sıra kornea kalınlığı ölçümü (pakimetri), ön segment biyomikroskopik muayenesi, açı muayenesi ve göz bebeği genişletilerek görme siniri muayeneleri de yapılmalıdır. Glokom şüphesi duyulan bireylerde ek olarak optik koherens tomografi (OCT veya OKT) cihazı ile retina sinir lifi kalınlık ölçümü ve bilgisayarlı görme alanı muayeneleri (perimetri) gibi ek tetkiklerin de yapılması gereklidir. Glokom tanısı her hastada aynı kolaylıkla konulamayabilir ve kesin tanı bazen hastayı bir müddet izledikten sonra konulabilmektedir.

 

GLOKOM NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Glokomda bir kez tanı konulduktan sonra tedavi ve takip ömür boyudur. Tedavi glokomun türüne gör değişir. Doğuştan ve bebeklikte ortaya çıkan glokomların tedavisi cerrahidir, ilaç tedavisinin yeri kısıtlıdır ve tedavi edilmezse körlükle sonuçlanabilir.

Glokom hastalığında tedavide amaç göz tansiyonunu görme sinirini hasar görmeyecek düzeye düşürmektir. En sık görülen açık açılı glokomda tedavi ömür boyu ve düzenli olarak günde iki-üç defa uygulanan göz damlaları ile (tıbbi tedavi) yapılır. Ancak göz damlası tedavisi kullanan hastalarda bir süre sonra gözlerde kızarıklık, kuruluk, alerji gibi yan etkiler ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bazı glokom ilaçları göz kapakları çevresinde morluk ve göz renginde koyulaşma gibi istenmeyen kozmetik yan etkiler yapabilmekte, diğer bazı ilaçlarsa astım, KOAH ve kalp hastalarında kullanılamamaktadır.

Açık açılı glokom hastalarında bazen ilaç tedavisi yeterli gelmeyebilir ve ilaca ilaveten lazer trabeküloplasti tedavisi (SLT) uygulamak gerekebilir. Burada amaç göz içi sıvısının dışa çıkışını artırmaktır. Bu yöntem özellikle ameliyat gereken ancak ameliyatı kaldırmayacak yaşlı hastalara bir süreliğine basıncı kontrol altında tutmak için de uygulanabilir. Dar açılı glokomda ise ön kamara açısındaki darlık nedeniyle göz tansiyonu krizi geçirmiş kişilerde kriz ilaçlarla kontrol altına alındıktan sonra YAG lazer ile renkli iris tabakasında küçük bir delik oluşturulur (lazer iridotomi). YAG lazer iridotomi yöntemi kriz geçirme riski görülen dar açılı gözlerde koruyucu olarak da yapılmaktadır.

Glokom ömür boyu süren bir hastalıktır ve ilerleyen yaşla birlikte hastalık genellikle ağırlaşmakta ve kontrolden çıkabilmektedir. Takiplerde doktorunuz göz içi basıncınızın ilaçla ve/veya lazerle yeterince kontrol altında tutulamadığını veya testlerde ilerleme olduğunu görürse size ameliyat önerebilir.

Göz tansiyonu düşüren ameliyatlar klasik fistül cerrahileri şeklinde yapılabildiği gibi fazla göz içi sıvısının dışarıya atılması için göze bir tüp (implant) yerleştirilmesi gerekebilir. Bu tür ameliyatları glokom cerrahisinde uzmanlığı olan hekimlerin gerçekleştirmesi başarıyı büyük oranda sağlayacaktır. Ameliyat sonrası hastanın yakın ve düzenli takibi gerekmektedir. İleri ve bazı zor olgularda kişinin ömrü boyunca birden fazla cerrahi girişime ihtiyacı olabilir.

 

GLOKOM TEDAVİSİNDE YENİLİKLER NELERDİR?

Göz damlaları her zaman basıncı görme kaybını önlemeye yetecek kadar düşük düzeylere indiremeyebilir. Bu nedenle doktorunuz size başka güncel tedaviler önerebilir. Glokom cerrahisinde en güncel gelişme “minimal invaziv glokom cerrahisidir”. Bunun anlamı geleneksel yöntemlerin aksine çok küçük bir keşiden, dikişsiz olarak ve minimal travma ile uygulanmasıdır. Bu yöntem ülkemizde yeni uygulanmaya başlanmış olan “Jel implant” yöntemidir. Jel implant göz tansiyonunu düşürmek için sıvının dışarı akımını sağlayan küçük bir tünel oluşturur. Kollajen türevi olan bu implant yaklaşık bir saç teli kalınlığında yumuşak bir tüptür. Çok küçük bir kesiden özel enjektörü vasıtasıyla göze yerleştirilmektedir.  Operasyon süresi yaklaşık 20 dakika olup uygulama günü birlik ve ayaktandır. Diğer glokom ameliyatlarının aksine, dikiş kullanılmamaktadır ve ameliyat sonrası iyileşme çok daha hızlı olmaktadır. “Jel implant yöntemi” özellikle glokom damlalarının yetmediği veya yan etkiler nedeniyle tolere edilemediği durumlarda tercih edilmektedir. Gerekli olgularda jel implantın katarakt ameliyatı ile birlikte (aynı seansta)  göze yerleştirilmesi mümkündür.  Operasyonun başarı oranı yüksektir.